
Bir dikiş makinesi, öğrenme cesareti ve dünyaya açılan el emeği bir marka…
Binnaz Çolak’ın Sâye yolculuğu, kendi işini kurma isteğiyle başladı. Dikiş dikmeyi bilmeden çıktığı bu yolda, zamanla el yapımı ürünlerini Etsy üzerinden farklı ülkelerdeki müşterilerle buluşturan bir girişimciye dönüştü.
Peki Sâye nasıl doğdu? İlk satışa giden süreçte neler yaşandı? Ve e-ihracat, Binnaz Hanım’ın hikayesini nasıl değiştirdi? Şimdi gelin, el emeğinden dünyaya uzanan bu ilham verici yolculuğu Binnaz Çolak’tan dinleyelim.
Saye isminin anlamı nedir?
Ben işimi kurmaya karar verdiğimde, gerçekten nasıl anılacağımı düşündüğümde, marka ismim ne olmalı, insanlar beni ne olarak tanımalı diye araştırma yaparken bir yerde denk geldim ve Saya ismi buldum. Sayenin anlamı gölge demekti ve gerçekten benim hayalimde olan şeyi bana çağrıştırıyordu. Çünkü ben de tasarladığım ürünleri insanların böyle zarif bir gölgesi olarak onlara eşlik edecek, sevdiği ürünleri koruyacak ürün olmasını istiyordum ve bu eşleşmenin çok iyi olabileceğini düşündüm. Böylelikle de Saye ismini markama vermiş oldum.
E-ihracata nasıl başladınız?
Fakülteyi bitirdikten sonra birkaç yıl alanımda çalışma fırsatım oldu. Sonrasında zaman içerisinde fark ettim ki aslında ben böyle bir kariyer planlaması istemiyorum. Çünkü beni tetikleyen iki şey var: birincisi evden çalışmak istiyorum, ikincisi de zaman ayırdığım ve emek verdiğim işte nihai karar merkezinin ben olmasını istiyorum. Bu da beni kendi işimi kurmaya itti. Sonrasında kendi ilgi ve yeteneklerimi de göz önünde bulundurarak fikir arayışlarına girdim. Bir arkadaşım da “Bak aslında böyle bir şey yapabilirsin” dediğinde gerçekten fikir hoşuma gitti ve araştırmaya başladım. Sonrasında karar kıldım, “Evet” dedim ben dikiş üzerinde bir şey yapabilirim. Kendime bir dikiş makinesi satın aldım. Bundan sonra aşılması gereken benim için tek bir eşlik vardı. O da dikiş dikmeyi öğrenmek. Dikiş makinemi aldığımda, dikiş makinem var ama ben dikiş dikmeyi bilmiyorum. Sonra birkaç YouTube videosuyla dikiş dikmeyi öğrendim. Ve sonrasında birkaç ay üzerinde çalıştıktan sonra artık istediğim ürünleri ortaya çıkarmaya başlamıştım ve bunların satışını yapabilirim diye düşündüm. Ama hala daha bir şeylerin tam olmasını bekliyordum. Yani o mükemmel zamanı bekliyordum. En sonunda eşim dedi ki “Ya sen kendine bir sayfa açacaksın ya da ben bugün sana bir sayfa açıyorum” dedi. Bu bana gerçekten çok ciddi geldi ve sonrasında dedim ki tamam ben sayfamı açıyorum. Aslında işte hem yurt içi hem de yurt dışı satış hikayem böyle başlamış oldu.
Tasarım ve üretim süreçlerinizden bahsedebilir misiniz?
Aslında sezona göre ilerlemeye gayret ediyorum. Trendleri takip ediyorum. Artık şu seviyedeyim, bir kumaşı gördüğüm zaman bundan şöyle bir çanta olabilir ve çok güzel olabilir dediğim anda onu kafamda canlandırmaya başlıyorum. O canlandırmanın sonucunda da ürünü dikmeye başlıyorum. Dikiyorum. Sonra bir süre kendim kullanıyorum. Bakıyorum neresini geliştirebilirim, nasıl daha iyi bir konuma getirebilirim diye düşünüyorum. Bir müddet kendim kullanırken de eksikliklerini ya da daha güzel olan tarafları nasıl daha iyileştirebilirim diye revizeler yapıyorum. Bunun sonucunda da ürün ortaya çıkmış oluyor. Bazen müşterilerimden ya da takipçilerimden özel istekler oluyor. Bunları da göz önünde bulundurarak bir şeyler tasarlıyorum.
E-ihracatta bir gününüz nasıl geçiyor?
E-ihracatta bir günüm gerçekten şöyle geçiyor: Uyanıyorum, hemen bir günaydın story’si atıyorum, tık doğdu güneşim diyorum. Bir sonraki günün sipariş yoğunluğuna göre siparişlerimi hazırlamaya başlıyorum. Çünkü ben paketlerimi ShipEntegra’nın kurye servisiyle birlikte gönderiyorum. Kurye de bana sabah 11’de geleceği için paketlerimin hazır olması gerekiyor. Gün içindeki zamanımı sipariş yoğunluğuna göre ayarlıyorum. Boş kalan vakitlerimde de dikmek istediğim bir şey olursa ya da o sezonda trend olan bir şey olursa onu geliştirmek üzerine ayırıyorum.
E-ihracatın zorlukları nelerdir?
E-ihracata ilk başladığım zaman aslında benim bir şeyler üretmekten daha çok nasıl satacağımı bilememek yormuştu. Etsy’ye ürünlerimi yüklemeye karar verdiğimde ilk aşamada daha ürünler listelenmeden önce mesela diyor ki Amerika’ya bu ürünü ne kadara gönderirsiniz diyor. Bilmiyorum ne kadara gönderirim, ne kadara göndermeliyim, hangisinde kar edebilirim, hangisinde zarar edebilirim, bu konu hakkında hiçbir fikrim yok. Tamam ben dedim kendi kararlarımı kendim vermek istiyorum dedim ama bu noktada da birileri bir şeyler söylese hiç fena olmayacaktı. Bu süreçte de böyle bir araçtayken de ShipEntegra’nın Etsy entegrasyonunu keşfettiğimde gerçekten benim için inanılmaz bir rahatlama oldu. Orada en azından bana tahmini fiyatları, bu paketi şu kadar paraya, şu ülkeye gönderebilirsin gibi bir yönlendirme yapmasını benim işimi çok rahatlatmıştı. Bence en büyük zorluğu buydu. Bu aşıldıktan sonra da aslında hiç yaşamadığınız bir kültürde, şahit olmadığınız bir coğrafyanın trendlerini takip etmek de gerçekten bir zaman gerektiriyor. Bunun için bir vakit ayırıp sürekli olarak alarmda olmanız gerekiyor. İkinci zorluğu da benim için buydu.
E-ihracatın size kattıkları nelerdir?
E-ihracatın bana olumlu tarafı dediğimde aklımda ilk canlanan şey gerçekten benim hiç tanımadığım insanların, hiç gitmediğim yerlerde benim ürünlerimi kullanabiliyor olması bana çok iyi hissettiriyor. Çünkü biliyorum ki benden bir parça orada ve kullanılıyor, bir amaca hizmet ediyor. Bunun hissi, benim için en olumlu tarafı. Aynı zamanda benim analiz yeteneğimi de geliştirdi. Çünkü sürekli olarak piyasayı kontrol ediyorum, ilanları kontrol ediyorum, nasıl iyi yapabilirim diye düşünüyorum. Bu noktada da bana en büyük faydası oldu diyebilirim.
ShipEntegra ile e-ihracat deneyiminizden bahseder misiniz?
ShipEntegra benim için kendi kurduğum sistemin çarkının dişlisi gibi bir şey. Yani kısacası benim iş ortağım da diyebilirim. Çünkü özellikle benim gibi küçük işletme sahibiyseniz bir anda her şeyci oluyorsunuz. Hem tasarlıyorsunuz, hem dikiyorsunuz, hem satmaya çalışıyorsunuz, hem reklamcı oluyorsunuz, müşteri hizmetleri siz oluyorsunuz, kargoyu siz gönderiyorsunuz derken bir anda bir sürü iş kolunuz ayrılmış oluyor.

Bu noktada da ShipEntegra benim en azından o lojistik süreçleri kolaylıkla ve rahatlıkla yürütebileceğine inandığım bir kargo firması olduğu için benden büyük bir iş yükünü almış oluyor ve kafam çok rahat oluyor çünkü istediğim her an takip edebiliyorum.

Neyi nasıl göndereceğimi, nasıl yapabileceğimi her türlü müşteri hizmetlerine bağlanarak kolaylıkla öğrenebiliyorum. Hatta ilk süreçlerde hiçbir şey bilmezken ve müşteri hizmetlerini aradığımda bana sıfırdan kargo panelini nasıl entegre edebilirim kısmını bile detay detay, adım adım anlatmışlardı. Bu sayede de ben çok kolay bir şekilde entegre etmiştim. Büyük bir fayda sağlamıştı.
E-ihracata başlamak isteyenlere tavsiye verebilir misiniz?
Kendi deneyimlerinden yola çıkarak aslında kimsenin onayını beklemeden eğer yapacağınız iş ve süreç kafanızda %70’i tamamsa hiç zaman kaybetmeden başlamanızı tavsiye ederim. Zaten geri kalan kısımda bu %30’luk dilim de zaman içinde şekillenecektir ve kıyaslama yapmamamızı öneririm. Yani birilerinin çok satması sizin de çok satacağınız anlamına gelmediği gibi hiç satmaması sizin de satamayacağınız anlamına gelmiyor. Her insanın hikayesi gerçekten kendine özgü şekilleniyor. Ve zor olacak ama çokça da sabretmeniz gerekiyor. Ben ilk satışımı yaptıktan sonra artık tamam dedim oldu. İlk satışımı yaptım, 5 yıldızlı yorum aldım ve çorap söküğü gibi gelmesi gerekiyordu ama öyle olmadı. Yani ilk satışımla ikinci satışım arasında tam 6 aylık bir süreç vardı. Burada demoralize olabiliyorsunuz. Yapamıyor muyum acaba?, neleri değiştirmem gerekiyor? diye düşünmeye başlıyorsunuz. İşte bu süreçte size en çok yardım edecek şey sabretmeniz olacaktır.
Sâye’nin e-ihracat başarı hikayesini izleyin:
Bir sonraki e-ihracat başarı hikayesi neden sizinki olmasın? Hayalinizi ertelemek yerine siz de ilk adımı bugün atabilirsiniz.
ShipEntegra’ya hemen üye olun, kargo süreçlerinizi kolaylaştırırken ilk gönderinizde sunulan avantajlarla global pazara güçlü bir başlangıç yapın!
